Türk edebiyatının geleneğinde yıllıklar önemli bir yer tutar. Yıllıklarda bir yılın edebi dökümü yapılır, o yıl yayımlanan eserlerden seçmeler yayımlanır, yıl içinde yaşanan edebiyat tartışmaları özetlenirdi. Yıllıklarda bir de soruşturma bölümleri olurdu. Parşömen Edebiyat olarak, yıllıkların soruşturma kısmını yaşatmak niyetiyle başladığımız ve bu yıl dördüncüsünü yayımladığımız yıl sonu edebiyat soruşturmalarının, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için verimli bir kaynak olacağına inanıyoruz.

Soruşturmanın son sorusunu bilhassa çok önemsiyoruz. Sorunları dile getirmenin eleştiri kültürümüzün gelişmesine, birlikte düşünmeye ve giderek çözümler üretmeye varacağını umuyoruz.

Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, yayın emekçilerine, kitapçılara edebiyatımızın halini sorduk. 2023’ün edebiyat açısından daha verimli bir yıl olması temennisiyle…

Ayşe Sarısayın

Yıl içinde yayımlanan ve hak ettiği ilgiyi görmediğini düşündüğünüz kitapları, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Pek çok kitabı yayımlandığı yıl okuma fırsatım olmuyor, çok sonraları okuyabiliyorum bazen. Bir Alman’ın Hikâyesi (Sebastian Haffner, çev. Hulki Demirel, İletişim Yayınları) bu örneklerden biri. Sıradan bir Alman vatandaşının tanıklığında faşizmin yaklaşan ayak sesleri, Nazilerin iktidara gelişi çok içeriden anlatılıyor. “Bu kitabı herkes okusaydı, dünya başka bir yer olurdu!” duygusunu veren örneklerden biri.

2022 yayınlarından bir örnek, Juan José Saer’in Kimsesiz adlı romanı (çev. Gökhan Aksay, Jaguar Kitap). Yer yer gerçeküstü algılar yaratarak okuru irkilten, özgün bir anlatı. Vahşi olanla uygar görüneni karşı karşıya getirirken pek çok kavramı sorgulamamızı da sağlıyor.

2018’den bu yana yeni baskıları yapılan Bir Alman’ın Hikâyesi’nin hak ettiği ilgiyi gördüğünü söyleyebilir, Kimsesiz’in geleceğini ise zaman belirleyecek diyebilirim ama genel olarak bir kitabın hak ettiği ilgiyi görüp görmediği tartışmalı bir konu bence. Yayımlandığı anda, hatta daha da öncesinden başlayarak birkaç hafta boyunca her yerde karşımıza çıkan, hakkında çeşitli yazılar yazılıp yazarıyla sayısız söyleşi yapılan, bu ivmeyle okurun ilgisini devşirip art arda yeni baskılar yapan kimi kitaplar kısa bir süre sonra unutulabiliyor ama pek ilgi görmediği düşünülen bir kitap kalıcı olabiliyor. Yayımlanan çok sayıda kitap arasında gözümüzden kaçan, adını bile duymadığımız bir kitap, yıllar sonra bir yerlerde karşımıza çıkıp kendini okutturuyor, unutulmazlar arasına giriyor.

Size göre 2022 yılının önemli edebiyat ya da yayıncılık olayları nelerdi?

Bu yıl beni çok heyecanlandıran çalışmalardan biri Tophane-i Âmire Kültür ve Sanat Merkezi’nde açılan “Edebiyat Müzesine Önsöz” başlıklı sergiydi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne bağışlanan arşiv ve malzemelerden oluşan sergi gerek içeriğiyle gerek düzenlenişiyle dikkat çekiyor. İleride açılması düşünülen müzeye bir başlangıç, başlıktaki deyişle “önsöz” niteliğinde. Edebiyatçı arşivlerinden örneklerin sergileneceği, arşiv malzemelerinin dijital ortamdan izlenebileceği bir edebiyat müzesinin açılması, ülkemizdeki büyük bir boşluğu dolduracaktır. Umarım gerekli kaynaklar bulunur ve bu ortak hayalimiz gerçekleşir.

Bir başka çalışma, Bener ailesinin tüm yazarlarının “Yazınsal Akrabalıklar” başlığıyla aynı çatı altında, Everest Yayınları’nda buluşması. Üç kuşaktan beş yazarı (Raşit Bener, Vüs’at O. Bener, Erhan Bener, Bilge Bener Bölükbaşı ve Yiğit Bener) bir araya getiren bu projenin en önemli yönü ise ilgili kitapların yeni baskılarıyla yetinilmeyip yazarlar arasındaki bağlantıların ve metinler arası ilişkilerin izini sürebilmemize imkân sağlaması.

Son olarak da Aslı Uluşahin’in girişimiyle hayata geçen Kültür Meclisi’ne değinmek isterim. Kültürel haklar ve kültür politikaları hakkında bilgi edinmemizi sağlayan, bu alandaki eksiklere dikkat çekerek talepleri ve çözüm önerilerini tartışmaya açan iyi bir kültür gazeteciliği örneği.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar ve eksiklikler görüyorsunuz?

2022 yılında dur durak bilmeyen pahalılık, yüksek enflasyon, gitgide yoksullaşan çoğunluğun alım gücünün gün günden azalması vb. ekonomik koşullar yayın dünyasını ve edebiyatımızı da etkiledi kuşkusuz. Orhan Kemal’in hikâyesinin adı, “Önce Ekmek”, toplumun küçük bir kesimi dışında herkesin ortak kaygısı artık: “Önce ekmek, sonra her şey…” Hâl böyleyken edebiyat ortamında yıllardır dile getirilen sorunlar da ikinci planda kalıyor galiba… O sorunlar baki elbette: Kitabın metalaşması, hızlı tüketim, iyi edebiyatın popüler kültürün gölgesinde kalması… Her alanda olduğu gibi kültür ve edebiyatta da bir dönüşüm yaşanıyor. Sonucun ne olacağını ben de merakla bekliyorum.