Kafamın içinde dönüp duran sesleri susturabilir miyim? Sürekli benimle olan “ben”i durdurabilir miyim? Kendimden sıkıldığımda bir mola verip kendimden uzaklaşabilmek için neler yapıyorum? Bu soruları kendime sorduktan sonra biraz düşündüm. Deneyimlerime odaklandım, hatırlamaya çalıştım alışkanlıklarımı. İlk aklıma gelenler “başka bir ses”e odaklanmak ve “paylaşmak” oldu. O başka seslerin içinde kendine has başka deneyimler vardı. Yakınımda değer verdiğim kim varsa hemen onlardan destek istediğimi, kendimi sağaltmak için, hayal kırıklıklarımı onarmak için onlarla bazen belki saatlerce konuşarak paylaşımda bulunduğumu hatırladım. Tüm bunları bana sorgulatan Melodi, bir kitap kahramanı. Peki gerçekten öyle mi? Melodi sadece bir kitap kahramanı mı?

Sharon M. Draper ismini, bazılarımız İçimdeki Müzik‘le duydu belki. Belki de Melodi’nin yeni macerasını anlattığı İçimdeki Melodi ile… Draper bir eğitimci ve aynı zamanda çocuk ve gençlik kitapları yazarı. Melodi’nin hikayesine titizlikle ördüğü kapsayıcılıkta eğitimciliğinin payı çok büyük bence. Ben de bir öğretmenim, Draper’ın kurduğu cümleleri sınıftaki deneyimlerim eşliğinde okumaya çalıştım. Sınıfa girdiğinizde her öğrenci biriciktir, bu noktada her öğrenci birbirinden ayrılır ancak ayrıldıkları yerden de bir olmaları, eşitlenmeleri gerekir. İnsan hakları ve öğretmen sorumluluğunuz bunu gerektirir. Draper bu anlamda aşina olduğum bir üslupla karşıma çıktı ama bir yandan da beni asla aşina olmadığım, hakkında hiçbir fikrimin olmadığı serebral palsi adlı hastalıkla karşı karşıya getirdi.

Melodi konuşamıyor, onun için yapılmış özel bir sandalyede geçiriyor yaşamını, hareket edemiyor. Zihni onunla ama bedeni başına buyruk. Kendi deyimiyle, “Beynimin zihinsel yanı herkesi cebinden çıkarır.” Bu hastalığın onu fiziksel anlamda zorlasa da en güvendiği yanı zihni ve bunu her defasında açıkça dile getiriyor. Melodi’nin cümleleri Elvira’sından dökülüyor kağıda. Elvira’sı onun her şeyi neredeyse. Melodi’nin Elvira adını verdiği cihazı, aslında onun konuşabilmesine destek oluyor. Dünyayla bu şekilde iletişim kuruyor, internette araştırma yapabiliyor. Tabii Bayan V.’nin desteklerini de unutmamak gerekir. Bayan V. Melodi’nin annesinin en yakın arkadaşı, aynı zamanda yan komşuları. Bayan V. okul yokken her sabah onu imla, matematik ve dil sanatları gibi konularda çalıştırıyor. Melodi Bayan V.’nin eğlenceli anlatımından çok keyif alıyor. Haftada bir kez de kütüphaneye gidiyorlar birlikte. Melodi sesli kitapları ve ciltlenmiş kitapları çok seviyor. Ciltlenmiş kitapları tekerli sandalyesine kolayca iliştirebildiği için, sesli kitapları da sadece bir kulaklıkla rahatlıkla dinleyebildiği için. Kendini raflarda duran kitaplara benzetiyor Melodi:

“Tüm bu kitaplar hafta boyunca raflarda öylece duruyor, tıpkı benim gibi sessiz, benimle konuşmak için cuma günlerini bekliyorlar.”

Kütüphaneye son gidişinde gizli bir görevi var. Okuduğu kitaplardan sonra “Dünya Tarihinin En İyi Kütüphanecisi” Bay Francisco’nun sorduğu soruları yanıtlayan Melodi, o yazına dair çok önemli kararlar almasını sağlayacağı broşürleri Bay Francisco’dan teslim almak istiyor. Okulun son haftalarında, çevresindeki herkesin yazın gidecekleri kamplardan bahsettiğini duyuyor. Farklı alanlardan bir sürü kamp… Arkadaşları bu kamplara tek başlarına, aileleri olmadan öylece gidiveriyor. Doğduğundan beri her gün başkasının ona bakım vermesine ihtiyaç duyan Melodi de artık yavaş yavaş diğerleri gibi bağımsız davranıp davranamayacağını merak etmeye başlıyor:

“Kendi başımın çaresine ne zaman bakacağım? Acaba bir gün kendi ayakları üzerinde durabilecek biri olabilecek miyim?”

En yakın arkadaşı da kendisinden en çok sıkıldığı kişi de kendisi olan Melodi, aslında kendini tam anlamıyla tanımak istiyor. Her şeyiyle! Bunun için etkileşime, paylaşmaya, evin dışındaki tanımadığı insanlara ihtiyacı var. “Ben kimim?” gibi kocaman bir soruyla uzun zamandır boğuşan Melodi’nin Yeşil Koru Kampı haberiyle tam da bu zamanlarda karşılaşması tesadüf olamaz dedirtiyor okura. Peki acaba bu kamp ona göre mi? Kampta hangi çocuklar olacak? Onun gibi çocuklarla mı vakit geçirecek orada? Kampta kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılayabilecek mi acaba? Endişeleri zihninde uçuşup dursa da Melodi bu kampa gitmek istiyor, hem de çok. Hayatı için bir dönüm noktası olacak bu kampa gitmeyi her şeyden çok istiyor.

Kampa kabul edilme sürecinde, en ufak ayrıntıların bile sorulduğu başvuru formunu doldururken kaygısı, hastalığının kampa kabul edilişini engelleyeceğinden yana hep. Ancak düşündüğü gibi olmuyor ve kamp hazırlıkları başlıyor. Evden ayrılana dek kendisine bir sürü soru soruyor Melodi. Bu sorular hep farklı “acaba”lar içeriyor. Bağımsızlaşma isteğinin ve cesaretinin yanında kaygısına da şahit olmak, onun bir kez daha gerçek olduğunu hatırlatıyor bana. Üstelik içi bir türlü rahat etmeyen sadece kendisi değil, özellikle annesi de telaşlı ve ne yapacağını bilemez bir halde. Bunca uzun bir ayrılığı ilk kez yaşayacak olmak Melodi ve ailesini korkutuyor haliyle.

Yeşil Koru Kampı daha en başında, birçok beceri alanı ve keyifli an vadediyor katılımcılarına. Katılımcılarsa başlarına gelecek güzel şeylerden habersiz çünkü bu deneyimleri tek başlarına yaşayabileceklerine inanmıyorlar. Oysaki her katılımcının bir rehberi var, bu rehberler katılımcıların yanlarından bir an olsun ayrılmıyorlar. Kamp alanının sadece ormanla kalmaması, o gün edinecekleri kazanımlara göre mekan değiştirmeleri de cabası. Yüzme dersleri, uçma dersleri, resim dersleri, yaratıcı sanat ekinlikleri, eğlenceli yarışmalar ve her gece yakılan ateş başında bir araya geldikten sonra yapılan paylaşımlar bu kampı eşsiz kılmıştı Melodi için. Bir alan nasıl tümüyle kapsayıcı olabilir, bu sorunun yanıtı gibiydi kampta olan biten her şey.

Melodi ve özel ihtiyaçları olan diğer çocukların hayatın keyifli anlarına tek başlarına erişebileceklerine inanamamalarının sebebi onları düşünmeden oluşturduğumuz dünyamız aslında. Eğer bir dünya yaratırken sadece kendi alışkanlıklarımızı düşünüyor, gündelik hayatı yaşarken sadece kendimize kolaylık sağlayabilecek durak noktaları oluşturuyorsak bu, birilerini her zaman o dünyanın dışında tutuyoruz anlamına geliyor. Melodi’nin hikayesinden ilhamla bizden başkasının neler hissettiğini, zorlandığı yerleri, yarattığımız dünyanın ona nefes aldırma kapasitesini bildiğimiz ve yozlaşmış noktalarını değiştirmeye çalıştığımız bir hayat sürmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bilmek yetmiyor çünkü bir noktadan sonra.

Daha önce kendime hiç “Mümkün olamaz mı?” diye sormadığım türden bir kamp deneyimi sunuyor bizlere Melodi. Bu kampı mümkün kılan hassasiyet pek çok zorluğun altından kalkabilir. Her şeyden önce, bu dünyadaki herkesin yaşamı biricik ve tek. Telafisi, tekrarı mümkün olmayan bir hayatın herkes için yaşanabilir kılınması kadar güzel bir şey var mı ki şu evrende?

Melodi’nin kamptaki keşifleri, kamp boyunca hiç kaybetmediği neşesi, zamanla görünür hale gelen özgüveni, onun için her şeyin düşünülmüş olmasının verdiği şaşkınlık, şaşkınlığın yerini “Ben varım, buradayım” kararlığına bırakması, yaşamın içinden zorluklarla geçen birçok insan için çok ilham verici. Bu ilhamı ortaya çıkaranın diğerkamlık olduğunu düşünmekle birlikte bu diğerkamlığın ortaya çıktıktan hemen sonra silinmeye gönüllü olması gerektiğini de eklemek istiyorum. Çünkü tüm Melodi’ler bu sayede müziğini bulacak, kendi müziklerini görmekle kalmayıp duymaya da başlayacak.

Evrim Sayın