Murathan Mungan’ın sinema yazılarından oluşan “Işığına Tavşan Olduğum Filmler” Metis Kitap tarafından yayımlandı.

Tanıtım bülteninden:

Sinemaya gerçekten tutkuyla bağlı bir edebiyatçı Murathan Mungan. Sinema yazılarını derli toplu bir araya getiren ilk kitap 2007 tarihli Kullanılmış Biletler’di. Şimdi de tutkusunu Işığına Tavşan Olduğum Filmler’de sürdürüyor.

Doğrudan bir filmin kendisini incelemekten çok, içerdiği olgular, sorunlar nedeniyle söz söylemeye kışkırttığı alanlar üzerine de düşünmeyi sürdüren yazıları bir araya getiriyor Işığına Tavşan Olduğum Filmler’de. Sinemanın devleşmiş isimleri Kurosawa, Antonioni, Coppola, Haneke, Parajanov’un yanı sıra Yorgos Lanthimos, Denis Villeneuve ve Ursula Meier gibi çok parlak yönetmenlerin filmlerine kendi merceğinden bakıyor.

Kitaptan tadımlık bir bölüm

Makinist Odasından Süzülen Işık, s. 11-13

Çocukluk yıllarında benim gibi makinist odasından süzülen ışık huzmesinin sinema salonunu yarı karanlıkta tutan büyülü atmosferinden geçmiş olanların başka türlü bir sinema heyecanı yaşadıklarına inanmışımdır hep. Zamansal bir üstünlük aidiyeti belirtmek anlamında değil, bir heyecan, bir tutku farklılığı anlamında söylüyorum bunu.

İçinde yer aldığı kitaba adını veren “Yaz Sinemaları” şiirimde “beyaz perdeden geçerek çıktığımız sokaklar”dan söz ederim. Bir yanıyla aynı kalırken, bir yanıyla artık aynı kalmayacak olan Istanbul, Ankara ya da taşrada herhangi bir kentin sokaklarından… Bir-iki saatliğine bizi ipnotize etmiş beyaz perdenin, karanlık salonun büyülü dünyasından yaşadığımız günün sokaklarına çıkarken her seferinde yeniden tazelenen bir şaşkınlıkla yaşadığımız deneyim günümüzde, kişinin evinde televizyon ya da bilgisayar ekranı karşısında film seyretmenin deneyiminden epey farklı bir hayat bilgisi içerdiği artık başkalarınca da dillendiriliyor elbet.

Büyümemize eşlik eden uzun yol arkadaşlarımızdan biri olan sinemanın, insanların gündelik yaşamını renklendiren, duygularını coşturan, ruhlarını besleyen, hayal gücünü kışkırtan, esinlediği yeni düşüncelerle ufkunu açan yanıyla kişilerin yaşamına nasıl zenginlik kattığı herkesin kişisel deneyimlerinden bildiği bir gerçeklik elbette. Hepimizin hayatında bazı filmlere, sinema salonlarına ilişkin pek çok hatırası olduğu da öyle. Sinema çoğunluk için sadece gönül oyalayıcı bir eğlence aracıyken, kimilerinin yaşamında çok daha önemli bir yer tutar, bazılarındaysa bir tutkuya dönüşür. Yalnızca bir sinema tutkunu olmak kişiyi iyi bir seyirci yapmaya yetmez elbette, seyircilik de zamanla öğrenilen, geliştirilen, aydınlatıcı bilgi kaynaklarıyla güçlendirilen bir süreç gerektirir. Kişiyi pasif seyirci konumundan çıkarıp aktif izleyici haline getiren bir tür “okur-yazarlık” hali kazanma sürecidir bu. Tek bir film üstüne yazılan eleştirilerden, bir tema etrafında bağlamlandırılmış incelemelerden, yönetmenler üstüne yazılmış kitaplardan, geniş oylumlu araştırma kitaplarına dek zengin bir yelpazede yer alan yayınlar seyirciliğimize bilinç, derinlik ve ufuk kazandırır. İçgörümüzü güçlendirir, sezgilerimizi bilinç düzeyine taşır, farkındalığımızı artırır.

Sinemayla kurduğumuz ilişkide seyirci olarak gelişimimiz her zaman düz bir biçimde yükselen bir çizgi izlemeyebilir, içinde yaşadığımız kişisel ya da toplumsal dönemlere göre eğriler, zikzaklar çizebilir, günün akımlarına, dönem heyecanlarına fazla kapılabilir, sonradan gözden geçirme ya da değiştirme gereği duyacağımız değerlendirmelerde bulunabiliriz. Aradan geçen zaman, aynı filmden aldığımız tatları da değiştirir, yıllar önce izlediğimizde bizi heyecanlandıran, bizde kalıcı iz bırakmış bir filmi yıllar sonra seyrettiğimizde bir tat eksikliği ya da hayal kırıklığı yaşayabiliriz ya da tam tersine aradan geçen yılların filmin güzelliğinden, gücünden bir şey eksiltmediğini görüp hayranlık tazeleyebiliriz. Çeşitli yaşlardaki öğrenmelerimizin, okumalarımızın, dönem havasının etkisiyle bir filme çeşitli yakıştırmalarda bulunabilir, ona sahip olmadığı anlamlar yükleyebilir, kendi sanılarımızı yönetmenin derdi, meselesi sanabiliriz. Seyir bilgisiyle hayat bilgisi arasındaki çaprazlama ilişki bir zamanlar kurduğumuz denklemleri değiştirebilir. Bir zamanlar üzerinden atlayıp geçtiğimiz nice ayrıntı şimdi birer kasis yaratarak yeniden durup düşünmemizi sağlayabilir. Hayat içinde olgunlaşmak kadar, sanat içinde olgunlaşmak diye de bir şey vardır.

Yıllara yayılmış sinema yazılarımı bir araya getirdiğim 2007’de yayımlanan Kullanılmış Biletler kitabımın “Gişe Önünde” başlığını taşıyan önsözünde sinema üstüne ilk imzalı yazılarımın daha çok tek tek filmler üzerine yazdığım alışılageldik film eleştirisi tarzında olduğuna değinirim. Oysa bunlar yerine daha çok toplu bir bakışı ve yaklaşımı amaçlayan, bir olgu üzerinden diğer filmlerle ilişki kurarak genel bir çerçeve yaratan; değişik yönetmenleri, filmleri, dönemleri; farklı sinemalar arasında kurduğum kimi ilintiler nedeniyle, yazıya eksen seçilen bir bağlam, bir sorunsal, bir izlek çevresinde bir araya getiren, “eleştiri”den çok “deneme” tadında yazılar yazmak istediğimden söz ederim. Gene aynı yazıda, o zamanlar adını koyamamış olsam da, “film okuması”na giden yolu bana bu tür yazıların açtığından; seyrettiğini anımsamanın, gördüklerini bir kez daha gözden geçirmenin, ilk seyir ânında gözden kaçanları düşünürken yakalamanın tadına ilk o yazılar sayesinde vardığımı, gördüklerimizin ancak düşündükçe “görülür” olmaya başladığını “okuma/yazma” yoluyla öğrendiğimi anlatırım.

Sinema üstünde söyleyip yazdıklarımı bir araya getirdiğim ikinci kitap olan Işığına Tavşan Olduğum Filmler’de bu amaca bir adım daha yaklaştığım kanısındayım. Bir önceki kitapta olduğu gibi bunda da doğrudan bir filmin kendisini incelemenin yanı sıra, içerdiği olgular, sorunlar nedeniyle söz söylemeye kışkırttığı alanlar üzerine de düşünmeyi sürdüren yazıları bir araya topladım. Aynı zamanda bu tür kitapların, kapalı bir toplantıda sınırlı sayıda bir dinleyici topluluğu karşısında yapılan bir konuşmanın ya da bir dergi için kaleme alınmış yazının belirli sayıdaki okurun dışındakilere ulaşması konusunda daha kalıcı bir işlev gördüğü kanısındayım. Önceki deneme kitaplarımda olduğu gibi burada yer alan yazıları, söyleşileri bu düşünceyle kitaplaştırdığımı bu vesileyle tekrar belirtmek isterim.

Tüm sinemaseverlere iyi seyirler kadar iyi okumalar da dilerim.